"AB'nin tepkisi Türkiye'deki uygulamalara yönelik değil"

Türkiye ve Avrupa Birliği arasında yaşanan krizi nasıl okumak gerekiyor.

- Bu haber 37 kez okundu.

"AB'nin tepkisi Türkiye'deki uygulamalara yönelik değil"

Türkiye ile AB arasında son zamanda yaşanan olaylar 'ipler kopuyor mu' düşünceleri akıllara getirdi. Suriye'de patlak veren kriz sonrası ortaya çıkan mülteci sorunu hem Türkiye hem de AB için önemli bir sınavı teşkil etti. Bu çerçevede Avrupa'ya giden mültecilerin Türkiye'ye geri dönmesi ve AB'nin Türkiye'ye vize muafiyeti uygulaması konusunda anlaşılmış, üzerimize düşen görevleri yerine getirmemize rağmen Avrupa, Terörle Mücadele Yasası'nı öne sürerek, vize muafiyetinin uygulanmasını gerçekleştirmişti. 

Daha sonra 15 Temmuz süreci ve Batı'nın darbe girişiminde bulunanları savunucu bir tavır takınması ile bu süreçten sonra terör örgütlerine yönelik başlatılan operasyonlar AB'den tepki çekmiş, Avusturya'nın da Türkiye'yle müzakarelerin durdurulması çağrısı, gergin olan ipleri kopma noktasına kadar getirdi. 

Yeni Şafak Gazetesi yazarı Kemal Öztürk, bugünkü köşe yazısında kaleme aldığı yazıda AB ile yaşadığımız krize değinerek, "Avrupa ile yaşadığımız krizi yanlış yerden okuyorlar. Sandığımız gibi mesele, Türkiye'deki uygulamalara yönelik tepki değil" dedi. 

İşte Öztürk'ün yazısından satır başları; 

Avrupa ile yaşadığımız krizi yanlış yerden okuyorlar. Sandığımız gibi mesele, Türkiye'deki uygulamalara yönelik tepki değil. Avrupa çok daha derinden ve çok büyük bir dip sarsıntı geçiriyor. Bu sarsıntının dışa vuran streslerinden biri Türkiye ile ilişkilere yansıyor. Durum karışık ama anlayacağınıza eminim.

Mesele Türkiye mi, başka bir şey mi?
Aslında yaşadıkları kriz Batı yakasının tamamını etkisi altında alan, yıllardan beri dipte birikmiş bir itirazın dışavurumudur. İtiraz ettikleri şey, batı medeniyetinin ana arterlerine: Küreselleşme, kapitalizm, modernizm, post modern sömürü, çok kültürlülük, gelir paylaşımı, global finans ve ticaret... yani daha büyük sorunlarla boğuşuyor aslında Batı. 

Önceleri İngiltere'deki Brexit tartışmasında, 'Türkler gelecek, Polonyalı işçiler işinizi elinizden alacak, mülteciler her yanı işgal edecek, IŞİD yayılacak gibi' güncel tepkiler öne çıktı. İslamifobia, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı bu nedenle yükseliyor sanıldı.

Ancak öyle değil. İngiltere'deki tepkilerin daha şiddetlisi ve yaygın olanı Amerikan seçimlerinde de ortaya çıktı. Orada da dile getirilen konular, göçmenler, İslamıfobia, yabancı düşmanlığı gibi meselelerdi. Lakin bunlar sonuç. Nedenleri ise derinde ve henüz tam olarak algılanabilmiş değil.

BATI MEDENİYETİNİN KÖKLERİNDE BİR SARSINTI VAR

Batı globalizme yönelik derin bir itirazın sonucu içine kapanıyor. Zira yaşadıkları işsizliğin de, fakirliğin de, terörün de, kaosun da globalleşme yüzünden olduğunu, kapitalizmin aç kurt gibi kendilerini kemirdiğini düşünüyorlar. Afrika'dan, Ortadoğu'dan, Latin Amerika'dan gelen göçmenlerin sebebi, devletlerinin oraları sömürmesi, işgal etmesi ve bu nedenle oradan yoğun göçlerin içeri doğru akması olarak görüyorlar. Çok uluslu şirketlerin ucuz işçilik, ucuz maliyet politikaları artık ülkenin asıl sahibi olan insanları etkiliyor.
'Ne işimiz var Ortadoğu'da, ne işimiz var Asya'da, ne işimiz var Latin Amerika'da, neden orada bulunmak için bu kadar yüksek paralar harcıyoruz' diye itirazlar başladı bile. ABD'nin Asya'da bulundurduğu bir uçak gemisine harcadığı parayla, Amerika'da gittikçe fakirleşen “Redneck” beyazlardan kaçı iş sahibi olur, bunu
hesaplıyorlar. 

Batı medeniyetinin geleneksel davranış modeli olan, daha çok kazanmak, daha çoğuna sahip olmak ve daha çok yeri kontrol altına almak artık sürdürülebilir bir model değil. Bunun maliyetini ödemeye başlıyor sistem. 

BATI'NIN AÇGÖZLÜLÜĞÜ KENDİNİ VURUYOR

Bir ekosistem içinde, Cezayir'de, Sri Lanka'da, Ruanda'da sömürülmüş milletlerin etkisi, Londra'da, Paris'te ve New York'ta önünde, sonunda kendi gösterir. Bu bazen terör olur Paris'te, bazen Brexit olur İngiltere'de, bazen de Trump olur Amerika'da. Ancak sebep aynıdır: Her şey bir birine karıştıran küreselleşme, artık kendilerinin canını yakan acımasız kapitalizm, aşırı mal üretiminin neden olduğu ekonomik kriz, adaletsiz gelir dağılımı ve parçalanmış toplum yapısı... 

Henüz tam olarak bu tepkinin derin nedenleri üzerine bilimsel ve ciddi araştırmalar yapılmış değil. Trump ve Brexit depremlerinin merkez üssünün tespiti için çalışmalar yapılıyor. Sanırım, depremin merkez üssü, mültecilerin varlığı gibi yüzeyde değil, daha derinde olduğu anlaşılacak yakında. 

AB'nin Türkiye aleyhine açıklamalarını da buradan okumak lazım. Tüm Avrupa'da yükselen aşırı milliyetçilik, İslamifobia, yabancı düşmanlığı siyasetçileri öylesine etkiliyor ki, Türkiye değil sadece, başka bir yabancı ülkeyle iş birliği yapmak isteyen her siyasetçi oy kaybediyor.

Almanya'da, 'Türkiye'ye mülteciler konusunda ihtiyacımız var' diyen Merkel oy kaybetti. Fransa'da yeterince sert olmadığı düşünülen Hollande oy kaybediyor. İngiltere'de ırkçı lider Farage yükselişte. Sorunsuzluktan canı sıkılan İsveç'de ırkçı lider Akesson, Brexit domino etkisi yaratsın diye dua ediyor. Tuhaf değil mi?

AVRUPA'DA YÜKSELEN YENİ DALGA TÜRKİYE'Yİ NASIL ETKİLİYOR? 
Tüm bunlardan dolayı Türkiye'ye, yabancılara, mültecilere, İslam'a vurarak popülerlik kazanmaya çalışıyor Avrupalı siyasetçiler. İşe de yarıyor. Türkiye'de ise bu durum yanlış okunuyor. Kompleksli zihinler, Avrupa'nın kendi içindeki sorunlarını anlamadan, onlara hak verip, Türkiye'yi eleştiriyor. Meselenin Cumhuriyet Gazetesi ve HDP olduğunu zannedenler fena yanılıyor.

Evet, sorunlarımız var tabii. Evet, eksiklerimiz var. Ancak bunlar, Avrupa'nın tepkilerinin asıl nedenini göstermez. Bizim de suçlu olduğumuzu ispatlamaz. Fotoğrafın tamamını kaçırıyor birileri. Fransa'da ordu darbe yapmaya kalksaydı, Almanya, İngiltere bize davrandığı gibi mi davranacaktı? 

Avrupa ve Amerika'da, yani batı yakasında yeni bir şeyler var. Bu, tahmin ettiğimizin ötesinde, daha derinde ve güçlü bir dalga olarak geliyor. Trump ve Brexit bunun ilk artçı şokları. Dahası olacaktır. Büyük bir sarsıntıya hazır olmak lazım. Öyle Türkiye AB'den uzaklaşmasın demek reel politik değil. Zira Avrupa kendi içinde bile savrulma yaşayıp birbirine uzaklaşacak. 

Can Dündar'a Almanya'da vatandaşlık verilmesine kafayı takmayın. Biz gelmekte olan tsunamiyi görüp, ne yapmalıyız buna kafa yoralım.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.