Ayasofyanın tekrar camî olarak açılmasını, içinde islâmiyetin dirilişini isteyen Müslümanların etrafında, bizim etrafımızda, her gün, her yerde Ayasofya misâli yüzlerce insan dipdiri meyyitler gibi konuşur, gezer, ömür sermayelerini tüketirken, onların içlerinde (İslâmiyetin dirilmesi) için lüzumlu (Hakkı Tebliğ) vazifesi lâyıkiyle yapılmadığı içindir...” Evet, mahzun Ayasofya... Dört minaresiyle kubbesiyle gören ona camidir dese ve içinde namaz kılmağa teşebbüs etse, müze idarecileri onu menederler; Ayasofya’nın cami değil, bir müze olarak halka açık olduğunu söylerler... Müze lâfı da, aslında Ayasofya’nın şimdiki durumunun tam hakikatini ifade etmez... Hâlen Ayasofya, hakikî bir Müslümanın, zevâhirin ardındaki aslîyi görmek melekesiyle idrâki yönünden, bir semboldür. İçlerinde İslâmiyet’in diriltilmesi icabeden ve nüfus kaydında “Müslüman” yazılı olmasına rağmen, Müslümanlığını yaşamayan, içi boş insanların sembolü... Sanki O, asrımızda bu durumdaki Müslümanların meşgul olunmağa ve îmanları kurtarılmağa şiddetle muhtaç hallerine dikkati çekmek istercesine, davanın ehemmiyetini, cesamet ve ihtişamiyle ifadeye çalışan bir cami: Ayasofya Ayasofya’ya içi boş insanları hatırlatan bir cami gözüyle bak! Sultanahmet’ten geçerken gözüne ilişince, dışından veya içinden onu temaşâ ettiğin zaman, Fatih’in mirâsı olan Ayasofya’nın cami olarak tekrar açılıp Fatih’in vasiyetinin tahakkukunun lüzumunu düşünürken, zihnini daha mühim meseleler de istilâ etsin... İslâmiyeti kıyamete kadar dünyaya gelecek insanlara miras olarak bırakan Son Peygamber’in (asm) vasiyet olarak bıraktığı İslâm’a muhalif, insan cismindeki Ayasofya’ların içinde İslâmiyetin diriltilmesinin lüzumunu ve ehemmiyetini düşün!. Taş, kireç ve kumdan Ayasofya’yı, kendilerinin bir sembolü olarak âbideleştiren, et, kan ve kemikten mamul, insan bedeni şeklindeki Ayasofya’ların vakfiyelerine, emanet şartlarına uygun olarak kullanılmaları için mücadele et önce... Yalnız Ayasofya’nın içindeki İslâmiyet’in dirilişi için bu emanetin şimdiki sahiplerine müracaat etmek, elbette ki vazifeyi yapmış olmanın huzurunu duymak için kâfi değil; İslâmî ruhtan mahrum cesetlerin İslâmiyeti yaşamaları için, içlerinde İslâmî dirilişi temîne çalışmazsan; insan iradelerine, emanet olarak kendi tasarruflarına verilmiş bedenlerini, İslâmiyet’i yaşamak yolunda kullanmalarını gerektiği şekilde tebliğ etmezsen, elbette ki vazifeni tam yapmış sayılmazsın... Ayasofya Camisine acımaktan çok, insan bedeni şeklindeki Ayasofya’lara acı ve evvelâ onların kurtuluşu için çalış... Ayasofya Camii de bu esnada cesâmeti ve hüznüyle âbidelik vazifesini yapsın... Kurtuluş bekleyen, insan bedeni şeklindeki Ayasofya’lar, emanetçileri tarafından vakfiyelerine uygun olarak kullanılmağa başlanınca; nüfus kâğıdı Müslümanları, İslâmiyeti bütün icaplarıyla yaşamak yolunu tutunca, Ayasofya’nın da “âbide” olarak vazifesi tamamlanacak; vaktiyle garipliklerini sembolize etmeğe çalıştığı insanları, bu inkılâbdan sonra namaz safları halinde bağrına basacağı “Ayasofya Camii” haline geliverecek, vesselam…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.