Tevazu

Tevazu, büyüklenmemek, gösterişsizlik ve alçak gönüllülüktür. Tevazu sahibi kimselere “mütevazı insan” denir. Hz. Peygamber, herkese karşı mütevazı bir kişiydi. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de: “Sana tabi olan mü’minlere tevazu kanadını ger” (Şuara, 26/215) buyruluyordu. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Tevazu göstereni Allah yüceltir, kibirleneni ise alçaltır.” (İbn Mâce, Zühd 16) “Çünkü Allah, her kibirleneni (gururlananı) ve kendini beğenip övüneni sevmez.” (Lokman, 31/18)

Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Cehenneme gidecek olanlar kibirliler ve büyüklük taslayanlardır.” (Buhârî, Eymân 9; Müslim, Cennet 47) “Lüks yaşamaktan sakın. Çünkü Allah’ın gerçek kulları lüks yaşamazlar.” (Ahmed bin Hanbel, Müsned, c. 5, s. 243-244)

Hz. Peygamber, lüks ve israftan sakınırdı, sade bir hayat yaşardı. Çünkü O, tevazunun önemini bilirdi ve kimseye gururlu, kibirli davranmazdı. Çok alçak gönüllüydü ve methedilmekten hoşlanmazdı. “Ben Âdemoğlunun efendisiyim, fakat bununla övünmem” (Tirmi zi, Menakıb 1; İbn Mace, Zühd 37) buyurarak, herhangi bir özellikten dolayı övünmenin ve övgü beklemenin yanlış olduğunu vurgulamaktadır.

Mütevazı insan ilim, mal, makam ve prestijine rağmen kimseye karşı kendisini övmez ve övülmekten de hoşlanmaz. Mütevazı kişi, asıl büyüklüğün, kul olmakta ve yaratıcı karşısında küçülmekte olduğunu bilir. Tevazu, olgunluğun, ilmin ve büyüklüğün ifadesidir. Mütevazı insan yüce bir ahlâka sahiptir, insanlara sevgiyle, şefkatle, tebessümle yaklaşır. İnsanların dertlerine ortak olur, ihtiyaçlarını gidermede insanlara yardım eder, başkalarının kusurları ile değil, daima kendi kusurları ile meşgul olur.

Tevazu sahibi bir insan, başkalarını hor ve hakir görmez. Kendisini başkalarından üstün tutmaz. Şahsında bulunan farklı meziyetlerden dolayı kibirlenmez. Bunların gerçek sahibinin Yüce Allah (c.c.) olduğunu ve bunları Allah’ın (c.c.) kendisine nimet olarak verdiğini bilir. Herkesin, Allah’ın (c.c.) kulu olduğunu ve kendisinin kulluk yönünden diğer insanlarla eşit olduğunu kabul eder.

Tevazu vasfı sayesinde üstün meziyetleriyle kibirlenmek yerine, bu meziyetleri insanların ve diğer canlıların yardımına koşmak için kullanır. Peygamber Efendimiz mütevazı bir kul idi. Çünkü Allah (c.c.) katındaki en yüce mertebenin O’na kulluk etmek olduğunu biliyordu. “Rahman’ın kulları yeryüzünde tevazu içinde yürürler…” (Furkan suresi, 63) ilahî vahyini rehber edinmişti. Kendisini ölçüsüz şekilde övenleri şöyle uyarırdı: “Hristiyanların Meryem oğlu İsa’ya yaptıkları gibi, beni aşırı şekilde övmeyin! Ben ancak Allah’ın kuluyum. Bana ‘Allah’ın kulu ve Rasûlü’ deyin!” (Buhârî, Enbiya, 48) İnsanların başarılarını ve olumlu davranışlarını takdir etmeli. Fakat övgüde de aşırıya gitmemek gerekir. “Allah aşırı gidenleri sevmez.”(Maide, 5/87).

Peygamberimiz ev ve aile yaşantısında da oldukça mütevazı idi. Eşine ve çocuklarına karşı gayet alçak gönüllü davranırdı. Ev işlerine yardımcı olurdu. Şahsî işlerini bizzat kendisi yapardı. (Buhârî, Edeb 40)

Abdullah b. Mes’ud’un anlattığına göre, Peygamberimiz: “kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez” buyurdu. Bunu duyan bir adam: “ama insan elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasından hoşlanır” deyince, Hz. Peygamber (s.a.v.) “Allah güzeldir, güzeli sever. Kibir ise hakikati inkâr etmek ve insanları küçük görmektir.” (Müslim, iman, 147) buyurdu. Allahu Teâlâ da Kur’an’da kullarından tevazu sahibi olmalarını istemekte ve kibirden uzak durmalarını öğütlemektedir: “…Allah, büyüklük taslayanları sevmez.” (Nahl, 16/23) “…Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!” (Nahl, 16/29) Mü’minler mütevâzi insanlardır, kimseye tepeden bakmaz, gurur ve kibire kapılarak büyüklük taslamazlar.

İnsanın hakkı övünmek, insanlara tepeden bakmak ve kibirle yaklaşmak değil, tevazu göstermektir. Çünkü bütün insanlar, insan olma bakımından eşittir. Soy, makam, mal, şan, şöhret ve çokluk üstünlük ölçüsü sayılamayacağı gibi büyüklenme sebebi de olamaz.

Çünkü, Yüce Allah şöyle buyurur: “Sana gelen her iyilik Allah'tandır. (Allâh'ın dilemesi ve takdiri iledir).” (Nisa, 4/79) Makam, mevki, zenginlik, ilim, başarı gibi özellikler, Allah’ın nasip etmesiyle olmaktadır. Bu nedenle insanın eline birtakım yetki ve imkânlar geçtiğinde Allah’a şükretmeli, asla gururlanmamalı, tevazu sahibi olmalı, o imkanların bir imtihan vesilesi olduğunu bilmeli ve bu bilinçle hareket etmelidir. Dolayısıyla dünya ve ahiret saadetini istiyorsak, ne gerekiyorsa onu en iyi bir şekilde yapmaya gayret edelim…