“Ve bir sonbahar yaklaşırken, aslında hiç gitmemiş olan ince zarif esintisi ağustos akşamında şehrin depresif duvarlarına çarparak yüzümüze vurmuştur. Hayatımızın en güzide zamanlarıdır, kapımızı çalan tevafuklar. Bunu idrak etmek hususi hissiyatı gerektirir. En buhran gecelerde gönlümüze inşirah beklerken Yaradan Rab’den,uğultulu bir sancı sarar göğsümüzü. Tartışmanın doruğunu yaşarız ve çatlatırız ya tüm pencereleri. Nefes nefese dik yamaçları arşınlamışız adeta öyle bir yorgunluk ile ohh der, yaz ayında sonbahar yağmurunun, sakalımızdan, saçlarımızdan gerdanımıza akışının sürurunu yaşarız.Ve haykırırız göğe “Ey Tevafuk hoş gelmişsin sefa getirmişsin.” Rutin koşturma mesuliyeti, gece odana çekilince kapı ardında el pençe divan kalakalır. Zaman; gecenin siyahına meftun hal ile sekînete bürünürve biz eşlik ederiz ruhumuzla, zihnimizle ve gönlümüzle…” Kitabında okuduğu sahifeyi köşesinden kıvırdı, kapattı çalışma masasına koydu. Gün kararmış hava soğuk esiyor. Açık ahşap pencereden sızan esinti; ensesinden gerdanına doğru hoş bir ürperme veriyor bedenine. Doğruldu sandalyesinden sehpada duran gözlüğünü silip tekrar taktı gözüne. Bugün zaman ayırmadığı dergi mecmualarına da göz gezdirdikten sonra ,dergileri masasına koydu. Penceresinin köşesindeki koltuğa oturdu. Seyre daldı gecenin derinliklerini… Ağustos ayında bu esinti! Mevsimler farklı bir döngüye girmişti adeta. Açık ahşap pencereden odaya sızan rüzgarın sesine duvarında duran saatin saniye sesi eşlik ediyor, karanlığa ahenk katıyordu. Yorucu haftalar geçirmişti, günlerdir zaruri ihtiyaç olmadığı sürece evinden çıkmıyordu. Bedenini, zihnini ve ruhunu dinlendirmeye ihtiyacı vardı. Kalabalıkları sevmez, uzun uzadıya kurulan cümleler boğardı. Çözüm odaklı diyaloglar kafi idi. Zamanını hunharca konuşmaktan ziyade sükut içinde geçirmesini yeğlerdi. Yalnızlığa şartlar gereği alışan biri değildi.Bu ulvi yalnızlık için kafasında nice senaryolar yazmıştı. Kafasının içindeki dünyada gayet mesuttu. Düşünceler, hülyalar ile bir saat geçmişti pencere başında. Ağır hareketlerle kalktı ahşap pencereyi biraz zorlayarak kapattı. Odayı alaca aydınlatan çalışma lambasını söndürüp odasına çekildi. Bir günün en güzide anıydı gecenin şu saatleri… Kalabalık gürültüler kapı ardında, yalnızlık bazen dokunsa da ince sızı ile şikayeti yoktu seviyordu. Kaybedecek bir durum yok ... Hasbihâli kafamızın içindeki dünyada alâ yaşıyoruz, öyle değil mi?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.