Öne Çıkanlar Telegram Uysal DGS dünya gündemi dondurma üretimi

"Bu sözler bir eleştiriden çok bir itiraf..."

28 Aralık'ta 2016 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri töreninde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Diğer alanlarla birlikte kültür-sanatta da üzülerek söylüyorum, sadece kopya çektik, taklit ettik; üstelik onları da kötü bir şekilde yaptık" ifadesi tartışılmaya devam ediliyor.

"Bu sözler bir eleştiriden çok bir itiraf..."

28 Aralık'ta Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen törenle 2016 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri sahiplerini buldu. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasında ifade ettiği "Diğer alanlarla birlikte kültür-sanatta da üzülerek söylüyorum, sadece kopya çektik, taklit ettik; üstelik onları da kötü bir şekilde yaptık. Kendimize ait olanları geliştirmek ve biraz önce ifade ettiğim etkileşimi sağlamak şöyle dursun, mevcuda dahi sahip çıkamadık. Bu sürecin sonunda ise, ne özü, ne şekli itibariyle dünyaya söyleyecek sözü olmayan bir ülke ve toplum hâline dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kaldık" bu sözler karşı karşıya bulunduğumuz tabloyu özetler nitelikte. 

Konuyla ilgili olarak Yeni Şafak Gazetesi yazarı İsmail Kılıçarslan, bugünkü köşesinde kaleme aldığı "Kültür: Bir kez daha" başlıklı yazısında "Yanlış bakan tercihleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın ağırlığı sürekli 'döviz getiren' turizme yönlendirmesi ve benzeri hatalarla bugünlere geldik. Bugünlere geldiğimiz için de Cumhurbaşkanımızdan böyle acı bir itiraf geldi" dedi. 

İşte Kılıçarslan'ın yazısından satır başları:

İletişim imkânlarının böylesine geliştiği ve yaygınlaştığı bir dönemde elbette kendimizi bir cam fanusun içine hapsedemeyiz, tarihin bir noktasında dondurup bırakamayız. Karşılıklı etkileşim mutlaka olacaktır ama biz bu etkileşimi tek taraflı yaptık. Diğer alanlarla birlikte kültür sanatta da sadece, üzülerek söylüyorum, kopya çektik, taklit ettik, üstelik onları da kötü bir şekilde yaptık. Kendimize ait olanları geliştirmek ve biraz önce ifade ettiğim etkileşimi sağlamak şöyle dursun mevcuda dahi sahip çıkamadık. Bu sürecin sonunda ise ne özü ne şekli itibarıyla dünyaya söyleyecek sözü olmayan bir ülke ve toplum haline dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kaldık.'

Bu sözleri ben söylüyor olsaydım muhtemelen bazı yazar-çizerler ile bazı gençler bana 'hain misin? Nasıl böyle konuşursun?' sorularını yöneltecekti. Zira bu satırlardaki eleştiriler öyle yenir-yutulur şeyler değil. 15 yılı geride bırakmaya hazırlanan AK Parti iktidarının kültür politikalarına doğrudan yöneltilen kaya gibi sert sözler bunlar.

Peki kim söyledi bu sözleri? Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri töreninde Sayın Cumhurbaşkanımız. Dolayısıyla bu sözler bir eleştiriden çok bir itiraf…

Şurasını çok konuştuk, yine konuşalım. Siyasal iktidarı elinde tutuyor olman aynı zamanda kültürel iktidarı da elinde tutuyor olduğunu göstermiyor. Sözgelimi Avrupa ile ilişkilerimizde belirleyici olan hala kültürel iktidarı elinde tutma iddiası taşıyan kesim. Avrupa'daki Türkiye algısını neredeyse tamamen bu kesim oluşturuyor.

Şurasını da hatırlayalım. 2002 şartlarında 'acil sorunları dağ gibi bir ülke' devralan AK Parti hükümetinin sırayı 'kültür hamlesi'ne getirmesini sabırla bekledik.

Ancak bir türlü olmadı, olamadı. Yanlış bakan tercihleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın ağırlığı sürekli 'döviz getiren' turizme yönlendirmesi ve benzeri hatalarla bugünlere geldik. Bugünlere geldiğimiz için de Cumhurbaşkanımızdan böyle acı bir itiraf geldi.

İşin diğer kısmı ise sosyolojik elbette… Sözgelimi kültür hamlesini destekleyecek bağımsız finansörler konusunda bir geleneğe sahip değildi AK Parti kitlesi. Dahası, camii yapılmasını çok önemseyen, ancak o camileri dolduracak nitelikli gençlik yetiştirme iddiası taşıyan kültür merkezlerinin yapılmasına burun kıvıran bir kitlenin varlığı da sır değildi.

Peki bu böyle mi devam edecek? Kültürel iktidarın el değiştirmesi, en azından AK Parti'nin aldığı oy nispetinde kültürel iktidar temsili hayata geçemeyecek mi?
İşte tam burası umutları tazelemenin ve bu soruya 'hayır' cevabı vermenin sırasıdır. Niçin peki? Birkaç sebeple.

Bir kere Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda Mahir Ünal ile başlayan olumlu ivme, Nabi Avcı Hocanın görevi devralmasıyla daha da hız kazandı. Her iki bakan da 'öncelik kültürde' diyerek sıvadı kolları zira. Nabi Hocanın kültür politikalarının nasıl olması gerektiğini belirleme hususunda Türkiye'nin en donanımlı birkaç isminden biri olduğunu hatırlatmaya bilmem gerek var mı? Ayrıca toplumun tamamı tarafından kabul gören şahane bir sempatisi de var ki bu da son derece olumlu bir katkı sağlıyor yaptığı işe.

Ve tabii ki Nabi Hocanın ekibi… Gördüğüm şudur: Kültür ve Turizm Bakanlığı, bakan yardımcısından müsteşarına, genel müdürlerinden daire başkanlarına kadar bir 'altın kadro' yakaladı Nabi Hoca ile birlikte. Bu ekibin en önemli artısı bana kalırsa 'bürokrat gibi' davranmayan bürokratlardan oluşuyor olması ve alanlarındaki yetkinlikleri.

Zannediyorum önümüzdeki dönemde hem Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın muazzam kültür hamlelerini, hem de AK Parti kitlesinin içinden neşet eden ve doğrudan 'kültür endüstrisine dahil olan' atakları göreceğiz. Burada umudumuzun yeşermediği tek alan kültür endüstrisinin motor gücü mesabesindeki özel sektörün yani AK Partili işadamlarının kültürü finanse etme konusundaki vizyonsuzluğudur. Umalım ki bu abiler de bu husustaki hatalarını telafi etsinler kısa zamanda. Onlara bir de tüyo vereyim. Önümüzdeki dönem, kültür endüstrisine yapılacak doğru yatırımların büyük kazançlar sağlayacağı bir dönem olacak.

Bakanlığın yapacağı işlere dönersek… Zaten bir süredir emarelerini gördüğümüz bazı hususların 2017 ve devamında hızla hayata geçeceğini göreceğiz. Yurt dışındaki algı yönetimimizden kütüphaneler konusundaki atağa, uluslararası kültür-sanat organizasyonlarından gençlere yönelik olarak geliştirilecek kültür hamlelerine değin uzun bir listesi var bakanlığın ve hepsini hızlıca hayata geçirme amacında.

Tabii, 15 yılın ihmalini derhal ortadan kaldırmak zaman alacak; ancak hızla mesafe alındığını da göreceğiz bir yandan. Yeter ki topyekûn bir 'kültür-sanat vizyonu'na sahip olabilelim. Gerisi çorap söküğü gibi gelecek. Umudum bu yöndedir.

Ne diyordu Messi: 'Bak bu yazdıklarının takipçisi de ol yeğen. Bu dediklerin hayata geçerse takdir et. Hayata geçmezse şikayet et. Başka türlü düzelmeyecek bu işler.'
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.