Mü’minin mü’min için bir ayna olduğunu, kötü gözle baktığında kötülükler; iyi gözle baktığında ise güzellikler göreceğini düşünmeli ve kendisini mü’minlerin güzel yönleriyle meşgul etmelidir.

İÇ DÜNYAMIZDA İKİ ZIT KUTUP…

İnsanın içyapısında biri hayrı ve takvâyı, diğeri şerri ve isyanı emreden iki zıt kutup vardır. Herkes, bir ömür bu iki zıt kutbun çatışmalarıyla hâl ve gidişatına istikamet vermektedir. Takva galip geldiğinde, sâlih amellere ve güzel ahlâka yönelmekte; aksine fücûr galip geldiğinde ise türlü günahlara ve ahlâksızlıklara düşmektedir. Âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “(Allah,) ona (yani insana) fücûru da takvâyı da ilham etmiştir.” (eşŞems, 8) Fücûr, insanı Allah’tan uzaklaştıran her şeydir. Takvâ da, kulu Allâh’a yaklaştıran amel-i sâlih, sorumluluk bilinci ve her türlü güzel davranışlardır. Kul, bu iki özellikten hangisine göre yaşarsa, değer ve kıymeti o yönde olur. Nitekim Hazret-i Ömer’e, geceleri kāim (ibâdet hâlinde) gündüzleri sâim (oruçlu) bir şahıstan bahsedip hayli övdüklerinde o, söylenenlere aldırmayıp şöyle dedi: “–Siz bana bahsettiğiniz kişinin; a. Ticareti, b. Komşuluğu, c. Yol arkadaşlığı nasıl, onu söyleyin!” Hazret-i Ömer’in dikkat çektiği bu üç husus, insan nefsinin darlandığı anda azgın bir canavar gibi şahlandığı üç aynadır. Nasıl ki sâkin görünen bir kedi dar bir köşeye sıkıştırıldığında içindeki bütün hırçınlığı ortaya dökerse; insan da; ticaret, komşuluk ve arkadaşlıkta dar anlarda iç yapısı neyse onu ortaya koyar. Denilebilir ki, insan ömrü bilhassa bu üç hususla imtihan ile geçmektedir. Şeyh Sâdî şöyle söyler: “Her gözü, kulağı, ağzı olan insan değildir! Gerçek insan; ahlâkı güzel olan kişidir!”

KATIR İLE DEVE…

Mevlânâ, güzel ahlâklı olan kişi ile ahlâksız olan kişilerin hayatlarını katır ve devenin hâline benzeterek şöyle anlatır: Katır deveye; “–Ey güzel yoldaş, dedi: Yokuş olsun, iniş olsun, sen, en dar yolda bile güzelce gidiyorsun; hiç düşüp kapaklanmıyorsun. Ben ise, yolunu şaşırmış kimseler gibi tepetaklak oluyorum. Yol ister kuru olsun, ister çamurlu olsun, ben her zaman yüzükoyun düşüyorum. Bunun sebebinin ne olduğunu anlat da, ben de nasıl yaşamam gerektiğini öğrenmiş olayım.” Deve şu cevabı verdi: “–Benim gözüm senin gözünden daha parlaktır. Bundan başka bir de ben, yüksek yerden bakmadayım. Yüksek bir dağa çıkınca, oradan patikanın sonunu rahatça görürüm. Cenâb-ı Hak, gözüme bütün yolların iniş ve çıkışını gösterir. Ben her adımı görerek atarım. Onun için sürçmekten, düşmekten kurtulurum. Sen ise, üç adımdan ötesini göremezsin. Dâneyi görürsün de, tuzağı göremezsin. Bir yere konmakta, oturmakta, inmekte, yürümekte; âmâ bir adamla gören bir adam bir olur mu?”

HER ŞEY AHLÂKIMIZIN YANSIMASIDIR…

Gerek bu dünyada karşımıza çıkan gerekse âhirette karşımıza çıkacak olan neticeler, hep bizim ahlâkımızın semerelerinden ibarettir. Cehennemdeki alevler insanların kötü sıfatları ile tutuşur; cennetteki bağlar, ağaçlar da yine insanların güzel sıfat ve ahlâkı ile yeşerir. Mevlânâ’nın ifadesiyle: “Kim hürmet ederse hürmet görür, şeker getiren de badem helvası yer. Selam ve dua ile…