Bundan tam 100 yıl önce Bediüzzaman, sanki bugünleri görmüş gibi eserler yazmış. Bu eserleri okuduğunuzda dikkate çarpan en önemli hususlardan birisi ümidi aşılaması ve yeis gibi hastalıklardan okuyanlarını korumaya çalışmasıdır.
100 Yıl önceki durum elbette şimdikinden çok daha kötü idi. Ülkemiz Birinci Dünya Savaşından yenik çıkmış her yerde üzüntü ve karamsarlık etrafı sarmıştı. Ümit ve gayretten söz eden insanlara hücum edilip susturuluyordu. Kısaca İslam düşmanları keyif içinde Müslümanlar ise perişan durumdaydı.
Halbuki kısacık dünya hayatının manasını bilen her insan burada çekilen sıkıntıların bir imtihan olduğunu bilir. Gösterilecek sabır ölçüsünde mükafat kazanacağını Rabbimizden umar.
Ne çare ki insanların en büyükleri hatta dindarları dahi dünyaya öylesine saplanıp kalmışki gözünü açıp bu hayatın geçici olduğunu düşünemiyor. Başa gelen musibetlerin sabır şartı ile Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olacağını hayal dahi edemiyor. Verilen nimetlere ise şükür etmek yerine ganimet malı gibi saldırıp tüketmeye gayret ediyor.
Yahu bilse ki; sonsuz bir ahiret saadeti yanında 70-80 yıllık dünya hayatı ne ifade eder ki. Hepsi musibet olsa ne yazar. Sonsuzdan trilyonu çıkarsan veya sonsuzu katrilyona bölsen yine sonsuz kalır. İşte ebedi saadete kavuşmak Allah’ın rızasını kazanmak ile olur.
Bunun için bugünlerde yapılması gereken en önemli işlerden bir tanesi dünyanın fani olduğunu ve Müslümanların başlarına gelen felaketlerin dua ve yardımlaşmak için bir fırsat olduğunu bilmektir. Arakan Müslümanları bilseler ki bu kısa hayatta yaşadığı zulümlerden dolayı şehit sevabı kazanıp ebedi saadeti kazanma yolunda çok kısa bir yol kazandıklarını İslamiyet bize öğretmektedir. Şartı şudur ki sabretmek zorunludur. Bize düşen işlerin başında da yardımlaşma duygularımızı harekete geçirmek onlara dua etmektir.
Allah’a dua edip dayanan ve onun kudretinin her şeye yettiğini bilen bir insandan güçlü kim olabilir. O halde bizler Allah’a olan imanımızdan dolayı şükretmeli ve dinkardeşlerimize başta dua olmak üzere ellerinden geldiği ölçüde maddi yardımlarla mukabele etmelidir.
Bakın 100 yıl önce Arakan müslümanları gibi acılar yaşayan Müslümanların ümidini arttırmak için Bediüzzaman neler söylemiş:
1910 Yılında Tiflis’e gelmiş. Şeyh Sanan tepesine çıkmış dikkatle etrafı seyrederken bir Rus yanına gelir ve sorar:
-Niye böyle dikkat ediyorsun.
-Medresemin planını yapıyorum.
- Nerelisin.
-Bitlisliyim.
-Bu Tiflis’tir.
-Bitlis, Tiflis; birbirinin kardeşidir. 
-Ne demek?
-Asya’da alem-i İslam’da üç nur, bir biri arkası sıra inkişafa başlıyor, sizde birbiri üstünde üç zulmet (karanlık) inkişafa başlayacaktır. Şu perde-i müstebidane (baskıcı hükümetler) yırtılacak, takallüs edecek (kasılıp büzülecek), ben de gelip burada medresemi yapacağım.
- Heyhat! Şaşarım senin ümidine.
-Ben de şaşarım senin aklına. Bu kışın devamına ihtimal verebilir misin? Her kışın bir baharı, her gecenin bir neharı (gündüzü) vardır. 
              Devamı nasipse yarın